Ziyaretçi Defteri
Videolar
Gündem
 
LinkedIn / Twitter
Fotoğraf Galerisi
Tokat Resimleri
Ziyaretçi Sayısı

104227

     

DOĞAL ÇEVRE YOK EDİLİYOR ÇEVREYE DUYARSIZ KALINIYOR



Hızla artan dünya nüfusu, plansız sanayileşme ve sağlıksız kentleşme, nükleer denemeler, bölgesel savaşlar, verimi artırmak amacıyla kullanılan tarım ilaçları, yapay gübreler ve artan deterjan gibi kimyasal maddelerin kullanımı giderek çevre kirliliğine neden olarak çevre sorunlarının ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bunun doğal sonucu olarak kirlenen hava, su ve toprak canlıların yaşamını olumsuz yönde etkileyecek boyutlara ulaşmıştır.
Hava ve karanın kirlenmesi yanında tehlikeli ve zararlı maddelerin ırmak, göl ve denizlere dökülmesinde birçok çevre sorununu beraberinde getirmektedir. Denizlerde özellikle petrol taşımacılığında gemiler kullanılmaktadır. Gemi kazaları sonucu, binlerce ton petrol ürünü denize dökülmektedir. Çok büyük kirlenmelere sebep olmaktadır. Bundan dolayı da tankerlerle değil de boru hatlarıyla petrol taşınması dünyanın her tarafında desteklenmelidir.
Yaşam alanlarımızı tehdit eden ciddi çevre sorunları karşısında çevre ve ekolojik dengenin korunması yaklaşımı her geçen gün daha fazla önem kazanmaktadır. Bugün ülke topraklarımızın % 85 i, Ormanlarımızın ise % 54 ü erozyon tehlikesi altındadır. İklim değişiklikleri, su kaynaklarının kirlenmesi ve toprağın verimliliğini kaybederek çölleşmesi gibi sorunlar bu yaklaşımın hayata geçirilmesinin aciliyetini göstermektedir. Doğal yaşam alanlarımızın önemli bir boyutu olarak, ormanlarımız ve topraklarımız. Endüstrileşmenin getirdiği etkiler yanında su, rüzgâr ve diğer bazı doğal etkenler nedeniyle de önemli zararlara uğramaktadır. Bu zararların ortaya çıkmasında plansız endüstrileşme temel etken olmakla birlikte, diğer ve belki de en önemli neden gerçek bir doğa savaşçısı olan ormanların yok edilmesidir.
Ormanların korunması ve yeni orman alanlarının oluşturulması açısından, bugüne kadar Ülkemizde yapılanları değerlendirdiğimizde, yapılanların önemini bir kez daha tespit etmekle birlikte, yeni orman alanlarının oluşturulması ve mevcut orman alanlarının iyileştirilebilmesi ile erozyona karşı daha büyük hedefleri hep birlikte gerçekleştirmemiz gerektiğini görmekteyiz. Sürdürülebilir orman yönetimi ve prensipleri içerisinde ağaçlandırma ve erozyonla mücadele konusunda yeni organizasyonları ortaya koyabilmemiz ve en önemlisi bu alanda yeni kaynakları oluşturmamız gerekmektedir. Bu hedeflere ulaşabilmemizin önündeki engeller olarak, öncelikle orman kadastrosunun hala tamamlanamamış olması gelmekte, ayrıca bütçe içerisinde veya oluşturulan fonda öngörülen kaynakların oluşturulamaması gelmektedir.

Ayrıca tehlikeli atıklar akarsulara, göllere ve denizlere dökülmemelidir. Denize ve akarsulara atılan atıkların sadece balıkların ölümüne sebep olması değil, içme ve sulamada kullanılan sular vasıtasıyla insan vücuduna çok büyük zararlar oluşturmaktadır. Bu gün ülkemizde birçok sanayi kuruluşunun atık arıtma tesisi yoktur. Olanların da maliyetlerden dolayı, tesisleri çalıştırmadığı zaman zaman görülmektedir. Örneğin Yeşilırmak vadisinde, ırmağın geçtiği yerlerde bol miktarda balık ölümlerine zaman zaman rastlanmaktadır. Ayrıca çeltik ekimi yapılan yerlerde toprağın sulama sonucu karardığı, canlıların yok olduğu görülmektedir. Bunları müteaddit defalar gündeme getirmemize rağmen sonuca ulaşılamamıştır.
Ancak yapılan araştırmalarımızda ırmak kenarında bulunan bazı fabrikaların, atık arıtma tesislerini zaman zaman çalıştırmadığı, atıklarını ırmağa döktüğü tespit edilmiştir. Bu tür hadiselere karşı Çevre Bakanlığı çok dikkatli olmalı ve kontrollerini eksiksiz yapmalıdır. Tespit edilen çevre kirletilmesi ağır cezaları gerektirmelidir.
Bugün ülkemizde küçük ölçekli akarsular üzerine hidroelektrik santralleri (HES ler) bir moda şeklinde kurulmaktadır. Neredeyse bir akarsuyun her kilometresine isabet edecek şekilde HES'lerin kurulduğunu görüyoruz.
Örneğin, Amasya'dan Erzincan, Gümüşhane'ye doğru uzanan Yeşilırmak vadisinde her kilometrede HES santrallerine rastlamaktayız. Bu kadar santralin kurulması birçok sorunu da beraberinde getirmektedir. Irmak neredeyse tamamen yok olmaktadır. Irmak suyu kanallara alınmış, milletin suyu özel sektörün eline geçmiştir. Büyük barajlara hidroelektrik santrallerine söylenecek sözümüz fazla yoktur. Ancak bölgenin mikro klima etkisini yok eden, önümüzdeki yıllarda para ile satılacak suyu, fakir çiftçi nasıl kullanacaktır. Kurulan küçük ölçekli HES'lere Çiftçi örgütleri ve çiftçiler şiddetle karşıdır.
Genel olarak çevre sorunları, insanların yaşadıkları hayat ortamının doğal yapısını tahrip etmektedir. Bu tahribat yaşamın yoğun olduğu alanlarda daha hızlı, yaşam ve yerleşimin olduğu bölgelerde daha yavaş olmaktadır. Bozulan bu doğal hayat çevre üzerinde yaşayan tüm canlıların yaşamlarını olumsuz yönde etkilemektedir.
Çevre kirliliğinin en önemli nedenleri aşağıda kısaca şöyle sıralayabiliriz.
• Hızlı Nüfus artışı,
• Plansız kentleşme,
• Plansız endüstrileşme
• Doğal kaynakların ölçüsüz kullanılması
Çevre sorunlarının başında değerlendireceğimiz kentsel çevre sorunu; temel insan gereksinimi olan barınma ve konut sorununun gecekondulaşma ve betonlaşma yoluyla çözümlenmesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Diğer yandan bu düzensiz ve plansız kentleşme; alt yapı gibi kanalizasyon sorunlarının ve katı atıklarının toplanması ve depolanması sorunlarını beraberinde getirmektedir.
Ülkemizde özellikle büyük şehirlerde kalitesiz yakıt kullanımından dolayı hava kirliliği büyük boyutlara ulaşmıştır. Son yıllarda doğal gaz kullanımın yaygınlaşması ile hava kirliliğinde azalmalar görülmeye başlanmıştır. Özellikle sanayiden kaynaklı hava kirliliği artmaktadır. Ancak birçok kasaba ve ilde kalitesiz kömür kullanılmakta, hava kirliliği oluşmaktadır. Bunlara önlem alınmalıdır.
Düzenli ve her türlü alt yapı sistemine sahip organize sanayi bölgelerinin oluşturulmamış olması çevre sorunlarında sanayi payının büyük olmasına neden olmuştur. Tarım alanlarında düzensiz ve fazla ilaç kullanımı toprak kirliliği sorunlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Toprak kirliliğinde bir çevre sorunu olarak ele alınmalıdır.
Türkiye'de üretilen tehlikeli atık miktarı belirsiz ve sanayide üretilen ve kullanılan kimyasallar ve ortaya çıkan atıkların niteliği ile ilgili hiçbir döküm çalışması bulunmamaktadır. Ancak son yıllarda yapılan çalışmalarla döküm kayıtları oluşturulmaya başlanmıştır.
Ancak bu gün ülkemizde her evde kullanılmayan TV, buzdolabı, cep telefonu veya elektrikli çalışan birçok alet vardır. Ayrıca her evde onlarca, miadı dolmuş piller vardır. Çevre Bakanlığı olarak bunlar mutlaka toplanılmalı ve zararlı etkilerden korunulmalıdır.
Ayrıca organize sanayi ve küçük sanayi bölgelerinin birçoğunda kullanılmayan birçok makine ve aletler, korunmasız şekilde doğaya bırakılmışlardır. Yağan yağmur ve karların etkisi ile kendi kendine çürümekte doğa kirletilmektedir. Çevre bakanlığı bu konuya da acil önlem bulmalıdır.
Su kaynakları giderek azalmakta olup, 20 yıl önce kişi başına 4 bin metreküp su düşerken, bu gün 1400 metreküp su düşmektedir. Türkiye "su yoksulu" ülkeler arasında yer almaya başlamıştır.
Ülkemizde biyo çeşitlilik çeşitli şekillerde toprağın bozulması ve doğal kaynakların yok olmaya başlaması yüzünden tehdit altındadır. Korunan alanın tüm alanlara oranı sadece %1 oranındadır.
Erozyon sonucunda yılda 500 milyon ton verimli toprak kaybedilmektedir. Her yıl 80-100 bin dönüm orman yanarak 5-7 bin dönüm orman ise tarla açma ve yerleşme sebebiyle yok olmaktadır.
Etkin bir çevre denetim sistemi oluşturulmalıdır. Gelecek nesillerin iyi bir çevre eğitimi ile yetiştirilmesi sağlanmalıdır. Çevre sorunlarının çözümü için sivil toplum kuruluşlarının sayısı arttırılmalı, sivil toplum örgütleri ile kamu kuruluşları ortak çalışmalar yürütmelidir.
Çevre için yapılan her türlü yatırım milletimizin vatanımızın geleceğini ilgilendirmektedir. Çevreye duyarlı toplum oluşması temennisiyle, sağlıklı günler temenni ediyorum.

     
Seçim Beyannamesi
 
 
Anket